Çanakkale’de ki kurum müdürleri ve bürokratlara yönelik siyaset odaklı sistematik baskı ve algı operasyonları ,bu memleketi dizayn ederek, tahakküm kurmaya çalışan
kendi geçmişini temize çekemeyenlerin,
kendi aynasına bakamayanların,
kendi kirini örtmek için başkasına çamur atanların refleksidir.
Şimdi herkes şunu kafasına kazısın:
Bu şehirde
hizmet edenleri hedef alanlar,
yarın bu şehri yönetecek ahlaki zemini de yerle bir edecekler.
Çanakkale’nin evladı başarılı genç bir bürokrat…
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nin rektörü…
Çanakkale Halkı merak ediyor:
Sizin bu rektörle derdiniz ne?
Gerçekten soruyoruz.
Bu öfke neden?
Bu saldırganlık neden?
Bu sistemli karalama çabası neden?
Şimdi açık açık konuşalım.
Bu rektörün FETÖ’cü bir aile geçmişi mi var?
Yok.
Çanakkale’de FETÖ’ye sponsor mu oldu?
Yok.
Pensilvanya’ya selam mı gönderdi?
Sahnelerden, sosyal medya hesaplarından methiyeler mi düzdü?
Onlardan ödüller mi aldı?
Yok. Böyle bir şey yok.
Geçmişinde bir şaibe mi var?
Organize suç örgütlerine yardım mı etmiş?
Çete, tefecilik, organ kaçakçılığı gibi suçlardan gözaltına alınıp hüküm mü giymiş?
Tutuklanıp cezaevinde mi yatmış?
Hayır.
Hiçbiri yok.
Yolsuzluk mu yaptı?
Rant dosyaları mı kovaladı?
Kirli paralarla villalar mı aldı, şatolar mı yaptırdı?
Devletin parasını eşe dosta, yandaşa, tedarikçiye peşkeş mi çekti?
Soruyorum:
Bir tane belge var mı?
Bir tane mahkeme kararı var mı?
Bir tane iddianame var mı?
Kesinleşmişi bırakın, yargılandığı tek bir dosya var mı?
Yok.
Peki bu Çanakkale’nin evladı, bu genç akademisyen rektör ne yaptı?
Bu memlekete hizmet etti.
Bu üniversiteyi büyüttü.
Çanakkale’nin bilimsel, akademik ve kurumsal gücü için gecesini gündüzüne kattı. Hem Çanakkale’yi hem üniversiteyi akademik anlamda zirveye taşıdı.!
Asıl rahatsızlık da tam burada başlıyor.
Şimdi tekrar soruyorum:
Birileri gibi makamını kullanıp
gayri ahlaki ilişkiler mi kurdu? Onlara Akademi stk yahut yönetimlerde makamlar mı sundu?
Hak etmeyenleri mevkilere mi taşıdı?
Akademisyenliği, STK’ları, il yöneticiliklerini arka kapıdan mı dağıttı?
Yandaşlarına ihale mi kovalattı?
Odaları, dernekleri, kurumları arka bahçeye mi çevirdi?
Yok.
Yok.
Yok.
Ama ne hikmetse…
Bugün rektöre saldıranlara,
eleştiri sınırlarını aşanlara,
kurumu tahakküm altına almaya çalışanlara baktığınızda
hep aynı profili görüyorsunuz.
Geçmişi şaibeli olanlar.
Rantla yaşayanlar.
Kirli ilişkilerle yol alanlar.
Gözü hırs bürümüş olanlar.
İşte tam da bu zihniyet,
bugün kalkmış rektöre itibar suikastı yapmaya,
iftira atmaya,
baskı kurmaya çalışıyor.
Bakın…
Bu ülkede devlet var.
Yargı var.
Savcılık var.
Adliye var.
Eğer ortada bir suç varsa, adresi de bellidir.
Ama siz ne yapıyorsunuz?
Gazete manşetleriyle,
dedikoduyla,yalanla, hileyle hurdayla,
algı operasyonlarıyla
insanların arkasından haince alçakça kuyular kazıyorsunuz.
Bu cesareti nereden alıyorsunuz?
Herkes şunu iyi bilsin:
Rektöre suni baskılarla ,iftiralarla
algı operasyonu yürütmeye çalışan bu zihniyet,
yukarıda saydığım bütün kirli ilişkilerin
bizzat içinde ve de Merkezinde duran bir zihniyettir.
Bu mesele bir kişi meselesi değildir.
Bu mesele bir koltuk meselesi değildir.
Bu mesele,
devlete rağmen hesap görmeye kalkışma cüretidir.
Ve bu memlekette,
iftira ile, algı ile, karalama ile
yol yürüyenlerin sonu
tarih boyunca hiç değişmemiştir.
Hadi tabloya biraz daha geniş bakalım.
Sadece isimlere değil, yapılan işe bakalım.
Bu memlekete hizmet eden İl Sağlık Müdürü Gökhan Baştürk de kötüydü öyle mi?
Pandemi süreci ve sonrası sağlık sistemini ayakta tutan,
sahada hekimle, hastanede hasta ile birebir temas kuran,
Çanakkale’de sağlık hizmetlerinin ve yatırımlarının aksamasına izin vermeyen,
halkın doğrudan takdirini kazanmış bir isimdi.
Ama onu da istemediniz ayak oyunlarıyla gönderdiniz.
Çanakkale’de eğitimde çıta atlatan,
okul yatırımlarından akademik başarıya,
öğretmen-öğrenci motivasyonundan idare–veli iletişimine kadar
eğitim sistemini toparlayan
Milli Eğitim Müdürü Ferhat Yılmaz başarısızdı öyle mi?
Eğitimi kağıt üstünden değil, sahadan yöneten,
sonuç üreten, karşılığı olan bir isimdi.
Ama onu da istemediniz ayak oyunlarınızla gönderdiniz.
Gelelim Ezine Gıda İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’ne…
Ezine Gıda İhtisas OSB’de
gecesini gündüzüne katarak çalışan,
yatırımcıyı kaçırmayan, süreci tıkayan değil açan,
bürokrasiyi değil üretimi önceleyen,
tek bir şaibe ile anılmamış,
bir açıklama dahi yapmasına fırsat verilmeden, etik dışı ve de
usulsüz biçimde görevden alınan
Çanakkale’nin evladı Alper Altınok da mı kötüydü?
O da mı yanlıştı?
Ve…
Çanakkale’nin ilçelerinde, köylerinde, en ücra noktasında,
özel idarenin her kademesinde görev yapmış,
sahayı bilen, yatırımlara öncülük eden,
kentin idari hafızasını sırtında taşıyan
İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Celil Sezgin de mi yanlıştı?
İstemediniz; Onu da kişisel hırs ve hesaplarınıza kurban ederek gönderdiniz.
Şimdi bir duralım.
Bu memlekette
sağlıkta hizmet üretenler mi yanlış?
eğitimde başarı sağlayanlar mı kötü?
üretimi, yatırımı, istihdamı büyütenler mi problemli?
kentin her noktasını bilen yöneticiler mi hatalı?
Bir tek siz mi doğrusunuz?
Bir tek siz mi namuslusunuz?
Bir tek siz mi bu memleketi düşünüyorsunuz? Yalnızca siz mi kusursuzsunuz
İşte asıl mesele tam da burada.
Bu bir liyakat meselesi değil.
Bu bir performans meselesi hiç değil.
Bu;
kendi kontrolünde olmayanı tasfiye etme,
kendi çizgisine uymayanı hedefe koyma, şehrin üzerine çökerek tahakküm kurma
iş üreteni değil, itaat edeni tercih etme zihniyetidir.
Ve bugün Ulusal ve Uluslararası başarılara imza atarak şehrin ve üniversitenin başarı çıtasını zirveye taşıyan Çanakkale’nin öz evladı Prof.Dr. Cüneyt ERENOĞLU’na yönelen bu alçakça saldırılar,
işte bu zihniyetin devam halkasıdır.
Ve artık lafı dolandırmanın da, nezaket numarası yapmanın da anlamı yok.
Bu memlekette
sağlıkta iş üretenler tasfiye ediliyorsa,
eğitimde başarı sağlayanlar gönderiliyorsa,
üretimi, yatırımı, istihdamı büyütenler kapının önüne konuluyorsa,
köylere, ilçelere hizmet götürenler bir bir harcanıyorsa…
Ortada bir sorun vardır.
Ama o sorun hizmet edenler değildir.
Sorun;
başarıdan rahatsız olanlardır.
Çalışanı tehdit olarak görenlerdir.
Üreteni değil, boyun eğeni makbul sayanlardır.
Kendi yetersizliğini, başkasının başarısını yok ederek gizlemeye çalışanlardır.
Bu bir yönetim tarzı değil,
bu açık bir tasfiye zihniyetidir.
Ve bugün rektöre yönelen saldırılar,
ne fikirle ilgilidir,
ne liyakatle,
ne de kamu yararıyla…
Tekrar ediyoruz bu alçakça saldırılar,
kendi geçmişini temize çekemeyenlerin,
kendi aynasına bakamayanların,
kendi kirini örtmek için başkasına çamur atanların refleksidir.
Şimdi herkes şunu kafasına kazısın:
Bu şehirde
hizmet edenleri hedef alanlar,
yarın bu şehri yönetecek ahlaki zemini de yerle bir eder.
Devlet hafızası uzun, sabrı geniştir; ama kimin ne yaptığını da asla unutmaz.
Bugün susturduklarınızı sandıklarınız, yarın sizi susturacak hakikatin kendisi olur.
DİP NOT: Unutmayın; bugün algıyla yürüyenler, yarın belgelerle konuşulan dosyaların konusu olur.!
ISLAK İMZA SİLİNMEZ, ARŞİV ASLA AFFETMEZ!







